Antalya avukat – İhbar Tazminatı Davası

Etiketler

, , , , ,

İhbar Tazminatı.jpg
Antalya avukat – İhbar Tazminatı Davası

Davacının Ailevi Nedenlerle İşten Ayrıldığını Bildirmiş İse de İş Yerinde 5 Yılı Aşkın Kıdemi Bulunan ve İşçilik Alacakları Ödenmemiş İşçinin Haklarından Vazgeçerek İşi Kendiliğinden Bırakmasının Hayatın Olağan Akışına Uygun Olmadığı/İş Sözleşmesinin İşçilik Alacaklarının Ödenmemesi Nedeniyle Davacı Tarafından Haklı Nedenle Fesh Edilebileceği Göz Önüne Alındığında Davacının Kıdem Tazminatına Hak Kazanacağı Ancak İş Sözleşmesini Fesheden Tarafın İhbar Tazminatı Talep Edemeyeceği

Okumaya devam et

Reklamlar

Antalya Avukat – Vadesi bulunmayan bononun takibi

Etiketler

, , , ,

habersablonu
Antalya Avukat

Vadesi bulunmayan bononun takibi

İcra Takibinin Borçlusunun Keşideci Olduğu – Görüldüğünde Ödenmesi Şart Bonunun Tanzim Tarihinden İtibaren 1 Yıllık İbraz Müddeti ve Onun Bitiminden İtibaren 3 Yıllık Zamanaşımı Süresi İçinde Takibe Geçildiği/Müracaat Hakkının Düştüğünden Bahsedilemeyeceği

Okumaya devam et

Antalya Avukat Boşanma Davası – Yoksulluk Nafakası

Etiketler

, , , ,

bosanma-davasi-yoksulluk-nafakasi
Antalya Avukat

BOŞANMA DAVASI – YOKSULLUK NAFAKASI

Davalı-Davacı Kadın Dava Dilekçesinde Yoksulluk Nafakası Talebinde Bulunmamış Olduğu Bu Talebini Daha Sonra Dilekçeyle İleri Sürdüğü – Kadının Süresinde Talep Etmediği Yoksulluk Nafakası İstemi İle İlgili Olarak Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedilmesi Gerektiği

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/18146
K. 2016/10633
T. 30.5.2016

• BOŞANMA DAVASI ( Davalı-Davacı Kadın Dava Dilekçesinde Yoksulluk Nafakası Talebinde Bulunmamış Olduğu Bu Talebini Daha Sonra Dilekçeyle İleri Sürdüğü – Kadının Süresinde Talep Etmediği Yoksulluk Nafakası İstemi İle İlgili Olarak Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedilmesi Gerektiği )

• İDDİA VE SAVUNMANIN GENİŞLETİLMESİ YASAĞI ( Boşanma – Davacı Kadının Ön İnceleme Duruşmasından Sonra Yoksulluk Nafakası Talep Ettiği/Ön İnceleme Aşamasının Tamamlanmasından Sonra Diğer Tarafın Açık Muvafakati ve Islah Dışında İddia ve Savunmanın Genişletilemeyeceği )

• KARŞI TARAFIN AÇIK MUVAFAKATİ ( Tarafların Ön İnceleme Duruşmasından Sonra Yaptığı Yoksulluk Nafakası Talebiyle İlgili Olarak Açık Bir Muvafakat Beyanında Bulunmadığı/Diğer Tarafın Açık Muvafakati ve Islah Dışında İddia ve Savunmanın Genişletilemeyeceği – Nafaka Talebi ile İlgili Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedilmesi Gerektiği )

• KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA DAİR KARAR ( Kadının Ön İnceleme Duruşmasından Sonra Yaptığı Yoksulluk Nafakası Talebiyle İlgili Karar Verilmesine Yer Olmadığına Dair Karar Verilmesi Gerekirken Hüküm Oluşturacak Şekilde Verilmesinin Doğru Görülmediği )
6100/m.141/1

ÖZET : Dava,boşanmaya ilişkindir.Davalı-davacı kadın dava dilekçesinde yoksulluk nafakası talebinde bulunmamış, bu talebini daha sonra dilekçeyle ileri sürmüştür. Taraflar, ön inceleme aşamasında ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ise diğer tarafın açık muvafakati ve ıslah dışında iddia ve savunma genişletilemez. Davalı-davacının dava dilekçesinde yer almayan, daha sonra ileri sürdüğü yoksulluk nafakası isteği, talep sonucunun genişletilmesi niteliğindedir. Islah talebi de bulunmadığından yoksulluk nafakası talebi artık incelenemeyecektir ve talep hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından; kusur belirlemesi, kadın yararına hükmolunan nafaka ve kendi tazminat taleplerinin reddi yönünden, davalı-davacı kadın tarafından ise; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi ve yoksulluk nafakasının miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kadının tüm, davacı-davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-)Dava, 10.4.2014 tarihinde açılmış, davalı-davacı dava dilekçesinde yoksulluk nafakası talebinde bulunmamış, bu talebini 28.5.2015 havale tarihli dilekçeyle ileri sürmüştür. Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia ve savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ise diğer tarafın açık muvafakati ve ıslah dışında iddia ve savunma genişletilemez yahut değiştirilemez (HMK m. 141/1). Davalı-davacının dava dilekçesinde yer almayan, ilk defa 28.5.2015 tarihli tahkikat aşamasında ileri sürülen yoksulluk nafakası isteği, talep sonucunun genişletilmesi niteliğindedir. Davalı-davacının ıslah talebi de bulunmadığına göre, davalı-davacının yoksulluk nafakası talebi artık incelenemez. Bu durumda yoksulluk nafakası talebi hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” kararı verilecek yerde yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Hülya’ya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 136.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatıran Serhan’a iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

http://www.gunes-gunes.av.tr/haber/bosanma-davasi-yoksulluk-nafakasi

Kaynak: wwwhukukihabernet

Kambiyo senetlerine özgü icra takibi

Etiketler

Kambiyo senetlerine özgü icra takibi.jpg
Kambiyo senetlerine özgü icra takibi

Alacaklının İcra Müdürlüğüne Başvurarak Borçlunun Annesine Haciz İhbarnamesi Gönderilmesi Talebinde Bulunduğu/İstemin İcra Müdürlüğünce “Borçlunun Annesi Alelade Bir Üçüncü Kişi Olmadığından Gönderilecek Haciz İhbarnamelerinin Aile Bireylerini Küçük Düşüreceği” Gerekçesiyle Reddine Karar Verildiği Şikayet Üzerine Mahkemece Şikayetin Reddine Karar Verildiği – Haciz İhbarnamesi Gönderilmesi Bakımından İcra Memurunun Bu Hususta Taktir Hakkı Olmadığı
Okumaya devam et

Kıdem tazminatının mal rejimine etkisi

kidem-tazminatinin-mal-rejimine-etkisi
KIDEM TAZMİNATININ MAL REJİMİNE ETKİSİ

Davacı Eşin Evlilik Tarihinden 4721 Sayılı Kanunun Yürürlük Tarihine Kadar Olan Döneme Dair Katılma Alacağı Mevcut Değilse de Bu Tarihten Mal Rejiminin Sona Erdiği Tarihe Kadar Ki Davalıya Çalışma Karşılığı Ödenen Kıdem Tazminatında Katılma Alacağının Mevcut Olduğu

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/1569
K. 2016/7206
T. 19.4.2016

* EŞİN 1.1.2002 TARİHİNDEN MAL REJİMİNİN SONA ERDİĞİ BOŞANMA TARİHİNE KADAR DAVALIYA ÖDENEN KIDEM TAZMİINATINDA KATILMA ALACAĞI OLDUĞU(İlgili Kurumdan Mal Rejiminin Sona Erdiği Tarih İtibariyle Davalı Eşin Kıdem Tazminatı Hakedip Etmediği Sorulup Belirlenmesi Kıdem Tazminatının Belirtilen Tarihte Ödenmesi Mümkün İse Davacı Eşin Katılma Alacağının Belirlenmesi Gerektiği) Okumaya devam et

6736 Sayılı kanun hakkında sgk genelgesi

Etiketler

, , , , , , , , ,

6736-sayili-kanun-hakkinda-sgk-genelgesi
6736 Sayılı kanun hakkında sgk genelgesi

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 40071718-206990316-E.5979435
Tarih: 08/11/2016
Konu : 2016/18 sayılı Genelgede Yapılan Değişiklikler

GENELGE 2016-25

Bilindiği üzere, 19/8/2016 tarihli ve 29806 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan 3/8/2016 tarihli ve 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanununuygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, anılan Kanunun 10 uncu maddesinin yirmi birinci fıkrası uyarınca Kurumumuza verilen yetkiye istinaden 22/8/2016 tarihli ve 2016/18 sayılı Kurum Genelgesiyle düzenlenmiştir.

Bununla birlikte, 7/9/2016 tarihli ve 29824 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 62 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanununun 81 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendinde;
“İsteğe bağlı sigortalılar hariç bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalıların malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır. Sigortalıların bu prim indiriminden yararlanabilmeleri için primlerin Hazinece karşılanmayan kısmının yasal süresi içinde ödenmesi. Kuruma kendi sigortalılıklarından kaynaklanan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması şarttır.
Okumaya devam et

Mobbing sebebiyle tazminat

Etiketler

Mobbing sebebiyle tazminat.jpg
Mobbing sebebiyle tazminat

Davacının Aynı Okulda Görev Yapan Davalı İdareci Tarafından Kendisine Mobbing Yapıldığını Sudan Sebeplerle Hakkında Soruşturma Açıldığını Davalının Hakaret ve Fiili Saldırılarına da Maruz Kaldığı İddiası – Davalı Müdürün Göreviyle İlgili Bir Eylemine Değil Salt Kişisel Kusuruna Dayanıldığı Anlaşılmakla Davalının Görevi Dışında Kalan Kişisel Kusuruna Dayanıldığına Eylemin Görev Sırasında ve Görevle Iİlgili Olmamasına ve Hizmet Kusuru Niteliğinde Bulunmamasına Göre Husumetin İdareye Değil Davalıya Yöneltileceği

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/16592
K. 2016/7912
T. 15.6.2016

* MOBBİNG SEBEBİYLE TAZMİNAT (Davacının Aynı Okulda Görev Yapan Davalı İdareci Tarafından Kendisine Mobbing Yapıldığını Sudan Sebeplerle Hakkında Soruşturma Açıldığını Davalının Hakaret ve Fiili Saldırılarına da Maruz Kaldığı İddiası – Davalı Müdürün Göreviyle İlgili Bir Eylemine Değil Salt Kişisel Kusuruna Dayanıldığı Anlaşılmakla Davalının Görevi Dışında Kalan Kişisel Kusuruna Dayanıldığına Eylemin Görev Sırasında ve Görevle Iİlgili Olmamasına ve Hizmet Kusuru Niteliğinde Bulunmamasına Göre Husumetin İdareye Değil Davalıya Yöneltileceği)

* OKULDA UYGULANAN MOBBİNGİN KİŞİSEL KUSUR MU HİZMET KUSURU MU OLDUĞUNUN BELİRLENMESİ (Davalı Müdürün Göreviyle İlgili Bir Eylemine Değil Salt Kişisel Kusuruna Dayanıldığı Anlaşılmakla Davalının Görevi Dışında Kalan Kişisel Kusuruna Dayanıldığına Eylemin Görev Sırasında ve Görevle İlgili Olmamasına ve Hizmet Kusuru Niteliğinde Bulunmamasına Göre Eldeki Davada Husumetin Davalıya Yöneltilmesinde İsabetsizlik Bulunmadığı)

* HAKSIZ EYLEM SEBEBİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT (Mobbing – Davacının Kendisine Karşı Psikolojik Baskı ve Sudan Sebeplerle Soruşturma Açılarak Disiplin Cezası Uygulandığı Gerekçesi İle Manevi Tazminat İsteminde Bulunduğundan Bu Maddi Olgulardan Davalı Müdürün Göreviyle İlgili Bir Eylemine Değil Salt Kişisel Kusuruna Dayanıldığı/Davalının Görevi Dışında Kalan Kişisel Kusuruna Dayanıldığına Eylemin Görev Sırasında ve Görevle İlgili Olmamasına ve Hizmet Kusuru Niteliğinde Bulunmamasına Göre Husumetin Davalıya Yöneltilmesinde İsabetsizlik Bulunmadığı)

2709/m.129/5
6098/m.50
657/m.13/1

ÖZET : Dava, haksız eylem sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının mobbing sebebiyle tazminat talebi yönünden, davanın idari yargı yerinde ve idareye karşı açılması gerektiği ve bu sebeple husumet yokluğundan davacının davasının reddi gerektiği, fakat dava dilekçesinde fiili saldırıdan da bahsedilmiş olması sebebiyle husumet yönünde bir karar tesis edilmediği belirtilerek, maddi ve manevi tazminat istemi için fiili saldırı eylemi değerlendirilmiş ve maddi tazminat isteminin reddi ile manevi tazminat istemi yönünden kısmen kabul kararı verilmiştir.

Davacı, kendisine karşı psikolojik baskı ve sudan sebeplerle soruşturma açılarak disiplin cezası uygulandığı gerekçesi ile manevi tazminat isteminde bulunduğundan davacının istemini dayandırdığı bu maddi olgulardan, davalı müdürün göreviyle ilgili bir eylemine değil, salt kişisel kusuruna dayanıldığı anlaşılmakla davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanıldığına, eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmamasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmamasına göre, eldeki davada husumetin davalıya yöneltilmesinde isabetsizlik de bulunmamaktadır. Mahkemece mobbing iddiasi ile ilgili olarak da işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken, bu durumun değerlendirme dışı bırakılması doğru olmamış ve kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

DAVA : Davacı tarafından, davalı aleyhine 22.8.2012 gününde verilen dilekçeyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine ve Birleşen … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/302 Esas sayılı dava dosyasında, davacı tarafından, davalı aleyhine 30.5.2013 gününde verilen dilekçeyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.5.2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı – birleşen dosyada davacının tüm, davacı – birleşen dosyada davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-)Davacı – birleşen dosyada davalının temyiz itirazlarına gelince;
Dava, haksız eylem sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, öğretmenlik yaptığını, davalının da aynı okulda görev yapan idareci olduğunu, kendisine mobbing yapıldığını, sudan sebeplerle hakkında soruşturma açıldığını, davalının hakaret ve fiili saldırılarına da maruz kaldığını belirterek; uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı ise, davaya konu iddiaların yerinde olmadığını belirterek, asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının mobbing sebebiyle tazminat talebi yönünden, davanın idari yargı yerinde ve idareye karşı açılması gerektiği ve bu sebeple husumet yokluğundan davacının davasının reddi gerektiği, fakat dava dilekçesinde fiili saldırıdan da bahsedilmiş olması sebebiyle husumet yönünde bir karar tesis edilmediği belirtilerek, maddi ve manevi tazminat istemi için fiili saldırı eylemi değerlendirilmiş ve maddi tazminat isteminin reddi ile manevi tazminat istemi yönünden kısmen kabul kararı verilmiştir.
Mahkemece, davacının mobbing iddiasına dayalı talebi yönünden husumetten ret karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen fiili saldırı sebebiyle de tazminat talep edilmiş olması gerekçe gösterilerek husumet yönünden hüküm tesis edilmemiş olması doğru değildir. Bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

Kaldı ki, Anayasa’nın 129/5. maddesiyle 657 Sayılı Kanunu’nun 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri sebebiyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2000 gün ve E:2001/4-1650; 2000/1690, 26.9.2001 gün ve E.2001/4-595 K:2001/643, 29.3.2006 gün ve E.2006/4-86 K:2006/111; 17.10.2007 gün ve E:2007/4-640 K.2007/725; 31.10.2007 gün ve E:2007/4-800 K:2007/797; 20.2.2008 gün ve 2008/4-156 K:2008/140 Sayılı ilamlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.)

Somut olay değerlendirildiğinde; davacı, kendisine karşı psikolojik baskı ve sudan sebeplerle soruşturma açılarak disiplin cezası uygulandığı gerekçesi ile manevi tazminat isteminde bulunduğundan davacının istemini dayandırdığı bu maddi olgulardan, davalı müdürün göreviyle ilgili bir eylemine değil, salt kişisel kusuruna dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanıldığına, eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmamasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmamasına göre, eldeki davada husumetin davalıya yöneltilmesinde isabetsizlik de bulunmamaktadır. Mahkemece mobbing iddiasi ile ilgili olarak da işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken, bu durumun değerlendirme dışı bırakılması doğru olmamış ve kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarda (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı – birleşen dosyada davalı yararına BOZULMASINA, davalı- birleşen dosyada davacının tüm, davacı – birleşen dosyada davalının diğer temyiz itirazlarının ilk bentte açıklana nedenler ile reddine ve davacıdan peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 15.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

http://www.gunes-gunes.av.tr/haber/mobbing-sebebiyle-tazminat

Kaynak: wwwkazancicom

Avukat, masraf alamadığı için duruşmaya görmemezlik yapamaz

Etiketler

avukat-masraf-alamadigi-icin-durusmaya-gormemezlik-yapamaz
Avukat, masraf alamadığı için duruşmaya görmemezlik yapamaz

Avukat, ücret sözleşmesi ile anlaştığı bir işte gerekli makul masrafı almadan işe başlayıp dava açtıktan sonra hala masraf alamıyorsa, masraf isteğini yazılı olarak müvekkiline bildirip, makul süre içinde masraf yatırılmadığı taktirde davanın takip edilmeyeceğini bildirmesi gerekir.

TBB DİSİPLİN KURULU KARARI
Tarih – Esas No – Karar No Konu

T. 13.09.2014
E. 2014/327
K. 2014/577

(Av. Yas. 34, 134 TBB Mes. Kur 3, 4, 42)

İtirazın süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Şikâyetli avukat hakkında, şikâyetçinin … Sulh Ceza Mahkemesi ve … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 2011/348 Esas sayılı davalarının duruşmalarına gitmeyerek tazminat davasının düşmesine neden olduğu ve düşen davayı yenilemediği iddiası ile başlatılan kovuşturma sonucunda şikâyetli avukatın cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Şikayetli avukat savunma ve itirazlarında özetle; Şikayetçinin iş kazası nedeniyle tazminat davası açmak üzere kendisine vekalet verdiğini, davanın yetki nedeniyle …-…’da açıldığını, kendisine her hangi bir ücret ödemesi yapılmadığı için birkaç celse dışında mazeret vermek suretiyle istemeyerek de olsa davayı takip ettiğini, şikâyetçiyle irtibata geçilmesine rağmen masraf ödenmemesi nedeniyle, 26.09.2012 tarihli duruşmaya mazeret gönderildiğini, mazeretinin Mahkeme tarafından kabul edilmemesi nedeniyle dosyanın düşürüldüğünü, ertesi gün ise davanın kendisi tarafından yenilendiğini,

Ancak dosyayı yenilemesine rağmen şikâyetçinin kendisini azlettiğini, azil nedeninin belli olmadığını, muhtemelen emeğinin karşılığı olan ücretin ödememek amacıyla bu azlin yapıldığını düşündüğünü,

Şikâyet dilekçesinde Sulh Ceza dosyasından bahsedilmekte ise de söz konusu dosyayla ilgili bir anlaşması olmadığını, bu dosyada vekil olarak görev yapmadığını,

Bu nedenle de suçlamaları kabul etmediğini, şikâyetçinin aynı konuda Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ancak hakkında kovuşturma izni verilmediğini,

Müvekkilden masraf ve ücreti vekâlet almadan avukatlık yapılamayacağını, işlerinin yoğunluğu nedeniyle yazılı bildirimde bulunamadığını ancak şikâyetçinin konuyu bildiğini ve kendini oyaladığını belirtmiş, kendisine verilen uyarma cezasının kaldırılmasını talep etmiştir.

Dosyanın incelenmesinde; Baro Yönetim Kurulunun, şikâyetli avukatın disiplin kuruluna sevkine yer olmadığına ilişkin muhakkik üye raporu doğrultusunda verdiği 13.02.2013 tarih ve 2013/120 sayılı kararı, şikâyetçinin itirazı üzerine TBB Yönetim Kurulu Başkanlığının 09.09.2013 tarihli kararıyla; “Şikâyetli avukatın, dava için gerekli giderlerin yazılı olarak talep edilmesi, ödenmediği takdirde davanın takip edilmeyeceğinin bildirilmesi gerekirken bildirilmediği gibi, masraf verilmediği gerekçesiyle mazeret dilekçesi gönderildiği, mahkemenin mazereti kabul etmeyerek dosyanın düşürülmesine karar verdiği, ertesi gün yenileme dilekçesi verildiği belirtilmesine rağmen yenileme dilekçesinin 18.10.2012 günü şikâyetçi tarafından verildiği, şikâyetlinin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesinde belirtilen “Özen ve Doğruluk” borcuna aykırı hareket ettiği gerekçesiyle ortadan kaldırılmış ve disiplin kovuşturması açılmasına karar verilmek üzere … Barosu Başkanlığına gönderildiği,

… Asliye Hukuk (İş Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesi’nin, 2011/348 Esas sayılı dosyasında 6 No.lu celsede şikâyetli davacı vekilinin mazeretini belgelendirmediğinden, mazeretinin reddi ile H.M.K. 150. maddesi gereğince, dosyanın 26.09.2012 tarihinde işlemden kaldırılmasına karar verildiği,

19.10.2012 tarihli yenileme tensip tutanağından, 18.10.2012 tarihli dilekçe ile dosyanın davacı tarafından yenilendiği, dosya içindeki belgelerden şikâyetli avukatın davanın kendisi tarafından yenilenmesine ilişkin bir belge ve bilgisine ulaşılamadığı,

Şikâyetçinin 01.11.2012 tarihli azil name ile şikâyetli avukatı vekilliğinden azlettiği,

Taraflar arasında akdedilen Avukatlık Ücret Sözleşmesinin 1. maddesinde “iş kazası nedeniyle açılacak davaları kapsadığı”, 2. maddesinde “müddeabihin %30’u oranında ücret ödeneceği”, 5. maddesinde. “yazılı olduğu üzere, dava masraflarının müvekkile ait olduğu istendiğinde avukata veya merciine ödeneceği”nin belirtildiği, 10. maddesinde “ücretin dava kesinleştiğinde peşin olarak ödeneceğinin” kararlaştırıldığı,

Şikâyetli avukatın sicil özetinde, 12.07.2012 tarihinde kesinleşen Uyarma Cezasının bulunduğu görülmüştür.

Avukatlık Yasasının 34. maddesi “ Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve T.B.B.’nce belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.”

Avukatlık Yasasının 134. maddesi “Avukatlık onuruna, düzen ve gerekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.”

T.B.B. Meslek Kuralları 3. maddesi “Avukat, mesleki çalışmasını kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve işine tam bir sadakatle yürütür.”

T.B.B. Meslek Kuralları 4. maddesi “Avukat, mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır. Avukat, özel yaşantısında da buna özenmekle yükümlüdür.” Hükümlerini taşımaktadır.

Dosya kapsamına göre şikâyetli avukatın yolluk ve masrafları alamadığı iddiası ile duruşmalara gerekçesiz mazeret göndererek girmemesi ve davanın müracaata bırakılmasına neden olduğu tartışmasızdır. Avukat ücret sözleşmesi ile anlaştığı bir işte gerekli makul masrafı almadan işe başlayıp dava açtıktan sonra hala masraf alamıyorsa, masraf isteğini yazılı olarak müvekkiline bildirip, makul süre içinde masraf yatırılmadığı taktirde davanın takip edilmeyeceğini bildirmesi gerekir. Bunları yapmadan duruşmaya gerekçesiz mazeret dilekçesi gönderilip, duruşmaya görmemezlik yapılamaz.

Avukatlar özen ve doğruluk kurallarına göre hareket etmek, kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde sadakatle davranmak, mesleğin itibarını sarsacak her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.

Baro Disiplin Kurulu, şikâyetli avukatın eyleminin disiplin suçu olduğuna ve Avukatlık Yasasının 34. 134 maddesine aykırı bulunduğuna ilişkin hukuksal değerlendirmesi yerinde ise de; Avukatlık Yasasının 136/1. maddesine aykırı olarak uyarma cezası tayini yerinde görülmemiş ve aleyhe itiraz olmadığından itirazın reddi ile kararın onanması gerekmiştir.

Sonuç olarak Şikâyetli Av. K. A.’ın itirazının reddi ile;

1-… Barosu Disiplin Kurulu’nun “Uyarma Cezası Verilmesine” ilişkin 07.03.2014 gün ve 2013/39 Esas 2014/8 Karar sayılı kararının aleyhe itiraz olmadığından ONANMASINA

2- Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesi’nde dava yolu açık olmak üzere,

Oybirliğiyle karar verildi.

http://www.gunes-gunes.av.tr/haber/avukat-masraf-alamadigi-icin-durusmaya-gormemezlik-yapamaz

Kaynak: wwwhukukihabernet

İştirak nafakasının eğitim giderini kapsaması

Etiketler

istirak-nafakasinin-egitim-giderini-kapsamasi
İştirak nafakasının eğitim giderini kapsaması

Boşanma Protokolü Gereğince Ödenmeyen Eğitim Masrafları Bakımından Başlatılan İcra Takibine İtirazın İptali – Müşterek Çocuk İçin Hükmedilen İştirak Nafakası Eğitim Giderlerini de Kapsadığından Taraflarca Anlaşmalı Boşanma Sırasında İmzalanan Protokolün İlgili Maddesini Ortadan Kaldırdığı/Davalı Babadan Müşterek Çocuk İçin Ayrıca Protokole Dayanarak Eğitim Gideri İstenilmesi Mümkün Olmayıp Aksi Halde Babanın İki Kez Eğitim Gideri Ödemesi Sonucunu Doğuracağı

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/13335
K. 2016/12661
T. 28.6.2016

* İŞTİRAK NAFAKASININ EĞİTİM GİDERİNİ KAPSAMASI (Boşanma Protokolü Gereğince Ödenmeyen Eğitim Masrafları Bakımından Başlatılan İcra Takibine İtirazın İptali – Müşterek Çocuk İçin Hükmedilen İştirak Nafakası Eğitim Giderlerini de Kapsadığından Taraflarca Anlaşmalı Boşanma Sırasında İmzalanan Protokolün İlgili Maddesini Ortadan Kaldırdığı/Davalı Babadan Müşterek Çocuk İçin Ayrıca Protokole Dayanarak Eğitim Gideri İstenilmesi Mümkün Olmayıp Aksi Halde Babanın İki Kez Eğitim Gideri Ödemesi Sonucunu Doğuracağı)

* BOŞANMA PROTOKOLÜNE UYMAMA (Boşanma Protokolü Gereğince Ödenmeyen Eğitim Masrafları Bakımından Başlatılan İcra Takibine İtirazın İptali – Müşterek Çocuk İçin Hükmedilen İştirak Nafakası Eğitim Giderlerini de Kapsadığından Taraflarca Anlaşmalı Boşanma Sırasında İmzalanan Protokolün İlgili Maddesini Ortadan Kaldırdığı/Davalı Babadan Müşterek Çocuk İçin Ayrıca Protokole Dayanarak Eğitim Gideri İstenilmesinin Babanın İki Kez Eğitim Gideri Ödemesi Sonucunu
Doğurduğundan Davanın Reddi Gerektiği)

* İTİRAZIN İPTALİ (Boşanma Protokolü Gereğince Ödenmeyen Eğitim Masrafları Bakımından Başlatılan İcra Takibi – Müşterek Çocuk İçin Hükmedilen İştirak Nafakası Eğitim Giderlerini de Kapsadığından Taraflarca Anlaşmalı Boşanma Sırasında İmzalanan Protokolün İlgili Maddesini Ortadan Kaldırdığı/Davalı Babadan Müşterek Çocuk İçin Ayrıca Protokole Dayanarak Eğitim Gideri İstenilmesi Mümkün Olmayıp Aksi Halde Babanın İki Kez Eğitim Gideri Ödemesi Sonucunu Doğuracağı)
4721/m.166/3
2004/m.67

ÖZET : Dava, boşanma protokolü gereğince ödenmeyen eğitim masrafları bakımından başlatılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkindir. Aslolan sözleşmeye bağlılık ilkesidir. Müşterek çocuk için, hükmedilen aylık 1.050 TL iştirak nafakası eğitim giderlerini de kapsamakta olup, bu hüküm, taraflarca anlaşmalı boşanma sırasında imzalanan protokolün ilgili maddesini ortadan kaldırmıştır. Artık, davalı babadan, müşterek çocuk için ayrıca protokole dayanarak eğitim gideri istenilmesi mümkün değildir. Aksi düşünce babanın iki kez eğitim gideri ödemesi sonucunu doğuracağından, davanın reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince anlaşmalı boşanmışlar ve 31.1.2012 tarihli boşanma protokolü mahkemece tasdik edilmiş, karar 24.11.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı kesinleşen boşanma protokolünün 5. maddesinde “Tarafların çocuklarının öğrencilik süreçlerinde tüm eğitim masrafları babaları tarafından karşılanacaktır.” hükmü gereğince ödenmeyen 2013-2014 öğretim yılına ait eğitim masrafları yönünden davalı aleyhine … İcra Müdürlüğünün 2014/9912 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatmış, davalı borçlu erkeğin itirazı üzerine takip durmuştur. Davacı itirazın iptalini istemiş, mahkemece itirazın iptali ile takibin devamına, davacının icra inkar tazminatı talebinin de kabulüne karar verilmiş, kararı davalı temyiz etmiştir.
Davacı 25.9.2013 tarihinde, protokolün 5. maddesine de dayanarak iştirak nafakası davası açmış, dava … Aile Mahkemesi’ nin 2013/760 esas, 2014/509 karar sayılı ilamı ile kabul edilerek müşterek çocuk İnci lehine 650 TL iştirak nafakasına hükmedilmiştir.

Karar davacı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2014/17939 esas, 2015/4192 karar sayılı ve 16.3.2015 tarihli kararı ile “… Boşanma davasında taraflar arasında düzenlenen protokolün 5.maddesinde İnci’nin öğrencilik sürecinde tüm eğitim masraflarının davalı baba tarafından karşılanacağının belirtildiği anlaşılmıştır. Aslolan sözleşmeye bağlılık ilkesidir. Çocuklardan birinin 8. sınıf öğrencisi olup, kollejde öğrenim gördüğü, okulun yıllık ücretinin 10.557,00 TL olduğu, ayrıca 1.800,00 TL dersane giderinin olduğu anlaşılmıştır.

Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyacı ve nafaka yükümlüsünün (davalı babanın) gelir durumu nazara alındığında, takdir olunan iştirak nafakası miktarı az olup, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir nafaka takdir edilmesi gerekirden, yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesi ile bozulmuş, bozma üzerine aynı mahkemece 2015/319 esas 2015/456 karar ve 7.7.2015 tarihli ilamla çocuk lehine 1.050 TL iştirak nafakasına hükmetmiştir.

Bu durumda, müşterek çocuk İnci için, hükmedilen aylık 1.050 TL iştirak nafakası eğitim giderlerini de kapsamakta olup, bu hüküm, taraflarca anlaşmalı boşanma sırasında imzalanan protokolün 5. maddesini ortadan kaldırmıştır. Artık, davalı babadan, İnci için ayrıca protokole dayanarak eğitim gideri istenilmesi mümkün değildir. Aksi düşünce babanın iki kez eğitim gideri ödemesi sonucunu doğurur. Bu sebeple, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.28.06.2016(Salı)

http://www.gunes-gunes.av.tr/haber/istirak-nafakasinin-egitim-giderini-kapsamasi

Kaynak: wwwkazancicom

Hükümlünün ve tutuklunun avukatı ile görüşme hakkı

Etiketler

Hükümlünün ve tutuklunun avukatı ile görüşme hakkı.jpg
Hükümlünün ve tutuklunun avukatı ile görüşme hakkı

Hükümlünün avukatla görüşme hakkı, Ceza İnfaz Kanunu m.59 ile Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik m.20’de düzenlenmiştir.

Kanunun 59. maddesinin 1. fıkrasında, hükümlünün avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekaletname olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 20. maddesinin 4. fıkrasında aynı düzenlemeye yer verilmiştir. Vekaletname ibraz eden avukat, hükümlü müvekkili ile çalışma gün ve saatlerinde her zaman görüşebilir.

Hükümlü hakkında ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası uygulanması, hükümlünün avukatı ile görüşmesine etki etmeyecektir. Ceza İnfaz Kanunu m.43/3’e göre; “Resmi ve yetkili merciler ile avukatlar ve yasal temsilcilerle görüşmelerde bu madde hükmü uygulanmaz”. Aynı düzenlemeye, Tüzüğün 149/3’de de yer verilmiştir.

29.10.2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 676 sayılı KHK’nın 6. maddesi ile Ceza İnfaz Kanunu m.59/4 değiştirilmiş ve bu fıkradan sonra gelmek üzere yeni hükümler eklenmiştir.

Yeni düzenlemede; kural olarak, avukatın hükümlü ile görüşmesi sırasında, birbirlerine verdikleri belge veya belge örneklerinin, dosyaların ve aralarında geçen konuşmaya ilişkin kendilerinin tuttukları kayıtların incelemeyeceği, hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşmenin dinlenemeyeceği ve kayda alınamayacağına yer verilmiştir. 676 sayılı KHK’dan önce madde metninde, avukatların savunmaya ilişkin belgelerinin, dosyalarının ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtlarının incelemeye tabi tutulamayacağı düzenlenmekte idi. 676 sayılı KHK’da bu kuralın hükümlü lehine genişletildiği söylenebilir. Çünkü yeni düzenlemede, avukat ile hükümlünün birbirine verdiği belgelerin, dosyaların ve görüşme kayıtlarının savunmaya ilişkin olması şartı aranmamıştır. Böylece, savunma ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın hükümlünün avukatı ile birbirlerine verdikleri belgelerin incelenemeyeceği, bunlara elkoyulamayacağı prensibi kabul edilmiştir. Aşağıda bu prensibin eski ve yeni istisnalarına yer verilmiştir.

676 sayılı KHK ile Kanunun 59. maddesinde yapılan değişiklikten önce; Türk Ceza Kanunu m.220 ile Kanunun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkum olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinin; konusu suç teşkil eden fiilleri oluşturması, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık etmesine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hakiminin kararıyla, görüşmede bir görevlinin hazır bulundurulabileceği, ayrıca bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgelerin infaz hakimi tarafından incelenebileceği düzenlenmekte idi.

676 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle, Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap, Dördüncü Kısmında yer verilen yukarıda sayılan suçların yanında, Altıncı ve Yedinci Bölümlerde tanımlanan milli güvenliğe ve Devlet sırlarına karşı suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan hükümlülerin de avukatları ile görüşmelerinde uygulanacak usul düzenlenmiştir. Yeni düzenlemeye göre, bu suçlardan hükümlülerin avukatları ile yaptıkları görüşmelerde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi halinde, cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hakiminin kararıyla, üç ay süreyle görüşmelerin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilecek, görüşmeleri izlemek amacıyla bir görevlinin hazır bulunabilecek, hükümlü ile avukatının birbirlerine verdiği belge ve belge örnekleri, dosyalar ve aralarında geçen konuşmalara dair tuttukları kayıtlara elkoyulabilecek veya görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilecektir.

Yeni düzenleme ile Kanunun 59. maddesinin 7. fıkrasında öngörüldüğü üzere, hükümlü ile avukat arasında geçen görüşmede yukarıda sayılan durumlardan birisinin gerçekleştiği tespit edildiğinde, görüşmeye derhal son verilecek ve bu durum gerekçesi ile tutanağa bağlanacaktır. Aynı fıkranın ikinci cümlesine göre bu usule başvurulabilmesi için, görüşme başlamadan önce tarafların bu hususta uyarılması zorunludur.

Görüşmeye son verilerek tutanak düzenlenmesi halinde, hükümlünün avukatları ile görüşmelerinin infaz hakimi tarafından altı ay süre ile yasaklanabileceği düzenlenmiştir. Madde metninden anlaşıldığı üzere, infaz hakiminin bu konuda ve yukarıda yer verilen tedbirleri uygulamada takdir yetkisi bulunduğu gibi, hükümlünün sadece tutanağa konu görüşmede bulunan avukatı ile görüşmesi yasaklanabilecek, diğer avukatları ile görüşmesi engellenemeyecektir. Hükümlünün görüşme yasağı getirilen avukatı dışında başka bir avukatı bulunmaması halinde, yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal baroya bildirimde bulunulacaktır.

Kanunun 676 sayılı KHK ile değişik 59. maddesinin 9. fıkrasına göre hükümlünün avukatı ile görüşmesine ilişkin infaz hakimi tarafından verilecek kararlar, 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu uyarınca itiraza tabi olup; aynı maddenin 10. fıkrasına göre, yüksek güvenlikli cezaevinde bulunan hükümlüler ve yukarıda sayılan suçlardan hükümlü olup, işlediği başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatı ile avukatı ile görüşen hükümlüler hakkında da yukarıda açıklanan usul uygulanacaktır.

Ceza İnfaz Kanununun 59. maddesinin 11. fıkrasında tutuklular da kapsama dahil edilmiş olup, bu maddeye göre verilecek kararlarda soruşturma aşamasında sulh ceza hakimi, kovuşturma aşamasında davayı gören mahkeme yetkili kılınmıştır.

Böylece; “Tutukluların yükümlülükleri” başlıklı Ceza İnfaz Kanunu m.116/1’in atfı ile tutuklu ile avukatının görüşmesine, yazışmasına, belge alıp vermesine getirilen sınırlamaların genişletildiği, yalnızca prensipte tutuklu lehine hükmün öngörüldüğü, buna ilişkin açıklamanın da hükümlüler yönünden “prensip” adı ile yukarıda yapıldığı, esas itibariyle Ceza Muhakemesi Kanunu m.149/3’e aykırı düşen bu tür kısıtlamaların yasal dayanağının olması sebebiyle Anayasaya aykırılığının tartışmaya açılıp açılamayacağının da değerlendirilmesinin gerektiği, çünkü suçsuzluk/masumiyet karinesi ile yargılanan tutuklunun Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin güvencesi altında olan savunma hakkı ile savunmanın dokunulmazlığına halel getirilemeyeceği, tutuklu şüpheli veya sanığın avukatı ile görüşmesi ve yazışmasının denetlenmesi, tutuklu ile avukatın görüşme zamanına kısıtlama veya belirli bir süre engel getirilmesi veya avukatın mesleğini icra ederken CMK m.151/3’de sayılan suçlara karıştığı iddiasından dolayı tutuklunun müdafiliğinden el çektirilmesi, bu yasağın yalnızca kovuşturma aşamasında değil soruşturma aşamasında da uygulanabileceğinin öngörülmesi, özetle tutuklunun avukatı ile yazışmaları, birbirlerine verdikleri belgelerin denetlenmesi, aynı şekilde görüşmelerinin denetlenmesi, görüşmeye kısıtlama veya bundan da ötesi yasak getirilmesi isabetli olmamıştır. Tüm bunlar; özellikle örgütlü suçluluk konusunda örgütün hiyerarşik yapısı içinde bilgi ve belge alışverişinin engellenmesi, örgüt içi haberleşmenin önüne geçilmesi, suç talimatlarının ve şifreli mesajların, delillerin karartılması veya gizlenmesinin önlenmesi, böylece maddi hakikate ve adalete ulaşılması yolunda delillerin korunması amacıyla bu tür yasal kısıtlamalara gidildiği görülmekle birlikte, bu kısıtlamaların suçsuzluk/masumiyet karinesini ihlal ettiği ve özellikle de savunma hakkının özünü zedelediği eleştirisi gözardı edilmemelidir. Birey yararı ve kamu yararı arasında, birinin diğerini yok edecek veya önemli derecede zarara uğratacak şekilde bir denge tesis etmeye çalışılması, “denge görüntüsü” adı altında şüpheli ve sanık haklarının zedelenmesi kabul edilemez.

Avukattan hukuki yardım almak tutuklu için ne kadar önemli ise, olağanüstü kanun yollarına başvurma hakkı olan veya başka bir dosyada yargılanan veya İnfaz Hukuku ile ilgili sorunları olan hükümlünün de hukuki yardım alması aynı derecede mühimdir. Bu sebeple, savunma ve avukattan hukuki yardım alma haklarına kısıtlama getirilmemesi, bu konuda tutuklu ve hükümlü arasında fark gözetilmemesi, ancak bir tercih yapılacaksa da öncelikle tutuklunun haklarının korunması, keyfi uygulamalara yol açabilecek düzenlemelerden uzak durulması, savunma hakkının özünü zedeleyen ve savunmanın dokunulmazlığını ortadan kaldıran denetleme, takip, görüntü veya ses kaydı gibi uygulamalardan kaçınılması veya mümkün olan en alt derecede ve somut suçlar sayılmak suretiyle uygulanması gerekir.

Ayrıca, tutuklu ile avukatın ve yine hükümlünün de avukatı ile görüşmelerinin gün ve saat olarak sınırlandırılması hükümlerinde özenli davranılmalıdır. Prensip olarak, tutuklu ile avukatının görüşmesi her gün ve her saat serbest olmalı, ancak örgütlü suçluluk iddialarından kaynaklanan bazı somut gerekçelerle ve yine makul süre tanınarak tutuklu ile avukatın serbestçe ve başkalarının duyamayacağı şekilde görüşmesine izin verilmelidir.

Bir yargı mensubu olan ve hakim, savcı, avukat üçgeninin ayrılmaz parçası olan savunmanın denetim altına alınması, iddiaya konu suçun niteliği ve failinden hareketle önyargılı şekilde savunma hakkına ve dokunulmazlığına müdahale edilmesi, CMK m.149’a göre temsil ettiği tutukluya en iyi şekilde hukuki yardım yapmakla görevli avukatın bir hukukçu olarak mesleki itibarının zedelenmesine, muhtemel tehdit olarak algılanmasına, savunma görevini layıkı ile yapamamasına ve dolayısıyla avukatlık yemininin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirememesine, yetkileri kullanamamasına yol açacaktır. Bu tür bir anlayışın ve buna bağlı kuralların kabulü mümkün değildir.

İtham sistemini kabul eden bir hukuk devletinde, iddia eden hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen delillerle suçu ispat etmedikçe itham altında olanın cezalandırılamayacağı, itham edilenin kendisini avukatla savunma hakkının olduğu, savunma hakkının kullanılması açısından tutuklu ile tutuksuz yargılanan arasında bir fark oluşturulamayacağı, tutuklunun sahip olduğu suçsuzluk/masumiyet karinesine saygı gösterilmesi gerektiği, bu sebeple tutuklu ile avukatının görüşmesinin, yazışmasının ve belge paylaşmasının engellenemeyeceği, hatta aynı şekilde hükümlü ile avukatının görüşmesinin, yazışmasının ve belge paylaşmasının da engellenmemesi gerektiği, aksi uygulamaların avukatlık mesleğinin özünü zedeleyeceği gibi, kolektif savunmanın ana unsuru olan avukatlığın kısıtlanması durumunda adaletin sağlanacağına olan inancın azalacağı, bir ülkede güçlü hukuk sisteminin ancak savunmanın etkin şekilde kullanılması ile korunabileceği tartışmasızdır.

676 sayılı KHK ile getirilen hükümlere, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde de yer verilmiştir. 667 sayılı KHK ile tutuklular yönünden öngörülen geçici düzenlemeler, 676 sayılı KHK ile tutuklular ve hükümlüler yönünden genişletilerek kabul edilmiş ve Ceza İnfaz Kanunu’na eklenmek suretiyle kalıcı düzenleme olarak kanunlaştırılmıştır. Belirtmeliyiz ki, olağanüstü halin son bulması ile yürürlükleri bitecek olan KHK’larla “kalıcı düzenleme” niteliğinde değiştirilen kanunların yasal dayanaklarının ne olacağı, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilgili KHK’yı onamasını veya değişikliğin yapıldığı anda KHK’nın yürürlükte olması sebebiyle sonradan yürürlüğünün bitmiş olmasının önem taşımadığı tartışmaları gündeme gelebilecektir.

Ayrıca 676 sayılı KHK’da; 667 sayılı KHK’da öngörülen toplu, yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlar kapsam dışı bırakılarak, savunmaya getirilen kısıtlamanın olağanüstü halin bitmesinden sonra tatbik edilmeyeceği düzenlenmiştir.

Belirtmek isteriz ki, yukarıda yer verilen olağanüstü hal KHK’ları gibi her konuda ve prensip olarak Anayasa Mahkemesi’nin denetim yetkisine tabi olmaksızın olağanüstü hal dönemlerinde çıkarılan KHK’larda kalıcı düzenlemelere değil, yalnızca olağanüstü halin ilanına yol açan sebepleri bertaraf etmeye yönelik tedbirlere, yani “geçicilik” özelliği taşıyan hukuk kurallarına yer verilmelidir. Ayrıca; olağanüstü hal KHK’sı ile yapılan bir kalıcı değişikliğin, olağanüstü halin kalkıp olağan hukuk düzenine dönüldüğünde varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği ciddi şekilde sorgulanacaktır. Aksi halde; olağanüstü hal döneminde Millet Meclisi devre dışı bırakılarak, olağanüstü halin son bulması ile başlayacak olağan hukuk düzeninde de örtülü şekilde olağanüstü halin varlığını sürdürmesi mümkün kılınabilir.

http://www.gunes-gunes.av.tr/haber/hukumlunun-ve-tutuklunun-avukati-ile-gorusme-hakki

Kaynak:Prof. Dr. Ersan Şen